Patronsuz Medya

Yerim ben öyle delileri!

  Ali Türkan - 20 Temmuz 2001


Merhaba Necdet. Bu iş, taksicilik çok yoruyor beni. Yalnız bedenimi değil, kafamı da.

Bütün gece fırsat kollamak, başkalarından önce davranmak, yaşamlarının tüm sorunlarını on beş - yirmi dakikada anlatmak isteyenleri dinlemek, kira, elektrik, su parası gibi zırıltıları hep on mark, yirmi mark kazanıp bunları üst üste koymak, vs… Kendimi Karamanlı Bakkal Bedros gibi hissediyorum. Esnaf oldum yani. Her gün on - on iki saat çalışıyorum. Üstelik arabada kitap okumak, bir şeyler yazmak, hatta düşünmek gibi bir şansım da yok. Sürekli telsiz dinlemek zorundayım.

Dün de bunların yorgunluğu ve karşılığında bir türlü denkleştiremediğim maddî durum ve bazı özel sorunlar, iyice aşağıya çekti beni. Bugün de geçti. Binin yarısı beş yüz, o da bende yok! İnceldiği yerden kopar anasını satayım! İnan, bir başıma olsam dert edeceğim şeyler değil bunlar. Ama benim göçüşüm, başkalarını da etkileyecek; çok sevdiğim çocuklarımı ve onların anneleri İnci'yi. Oysa çok değil, altı ay bir yere kapanıp bunalımlarımla baş başa kalsam, cillop olıciiim.

İşte bu iniş çıkışlara sanatçı ruhu falan diyenler de var, psikolojik yaklaşıp dengesiz, şizofren diyenler de. Ben deliyim aga! Şu lâfı kaç kişiden duydun şimdiye kadar? Ben sık sık duyarım. Bir nevi tezgâhtarlık. Bakıyorum kendine deli diyenlere, bu sıfatı haketmek için ne yaptıklarına… Aklıma tek terbiyesizlik kavramı geliyor. İçip içip olay çıkartma, kadınlara sarkma gibi olayları yaptıkları için kendilerine yakıştırdıkları kavram bu. Amerikan usulü marketing anlayışının bireye yansıması. Vıcık vıcık bir tezgâhtarlık.

Hani Fikret Muallâ Paris'in orta yerine sıçtı, bu da sükse yaptı ya, oradan yola çıkarak, Mickey Rourke, Marlon Brando gibi davranma isteği… James Dean'a duyulan hayranlıktan pay kapma düşü. Yerim ulan o delileri ben!

Bak, babam deliydi. Kavgaya üçüncü kattan atlayarak katılırdı. Sanki evde su yok muş, sanki namaz kılarmış gibi, birden yerinden kalkıp duvarda teyemmüm alırdı. Amcamın kızı, gece bir yerlerden dönerken, bir ayakkabıcı dükkânının vitrinindeki bir çift ayakkabıyı beğenmişti. Babam da madem beğendin, senin olsun diye vitrin camını kırıp ayakkabıları almıştı. Şimdi bar taburesinden atlamayı delilik diye satmaya kalkanlarla nasıl eğleniyorum bir bilsen…

Ben deli değilim aga. Ziyadesiyle yoruldum. Hayal kırıklıklarının, riyakârlıkların, puştlukların, sorumluluklarımın, yani hayatın altından bir başıma kalkamıyorum her zaman; hepsi bu. Benimkisi ölmeyi istemek değil, bu yaşamdan yorulmak. Çaresi de bulunur elbet.

* * *

Yazmamın çeşitli nedenleri var. Anlatmak, anlaşmak, içimi dökmek, ben de varım demek, bana bağışlanan ve olduğuna inanmaya başladığım yeteneği başka insanlarla paylaşmak, hatta meşhur olmak… Ama bunların yanında hesap sormak gibi bir yanı da var bu işin. Toplumdan, düzenden, puştlardan, yavşaklardan… Ve elbette bazı şahıslardan da.

Hani cezaevi baskınlarının olduğu günler vardı ya. İşte o günlerde birine, yanıt vermediği bir sürü mektup yazmıştım. Sonunda bir yanıt geldi. Özetle: Çevremizde bunca kıyım olurken 'ben merkezli' mektuplar yazmama çok öfkelendiğini ama sonra bunu insanî bulduğunu anlatıyordu. Mesleği gazetecilik olan, buna rağmen hiç bir yerde tek satırla bile bu konuya değinmemiş bir insan, beni, Berlin'de yaşayan ve taksi şoförlüğü yapan bir adamı neyle suçluyordu. İşte bu ağırıma gitti. Gitti ama derdim bireysel intikam peşinde olmak değil. Gerekli cevabı da o zaman yazmıştım zaten. Gene de buradan yola çıkarak bir genel davranış biçimine tavır koymak, bu tavrı da o insanın görmesini istemek doğal sanırım.

Zedelenen egomu onarmak yani.

Birden yoruldum ve burada kesiyorum.

Eyvallah.

Yorumlar

Bunalmış, çıkış yolu kalmamış ruhun kaçış noktasıdır delilik. Sıkıntılardan azad eder insanı. Dağılmış insanları gördüğümde kasnağın boşa dönmesinin o kadar da kötü olmadığını düşünürüm. Psikotiktir veya kısaca delidir. Ne toplum ne de yaradan yaptıklarından sual eylemeyecektir.

Ya biz kendini diri, zinde ve dengeli tutmaya çalışanlar? Acaba deliliğin daha az mutluluk getirdiğinden emin miyiz? Bu yüzden delilere saygı göstermeliyiz.

Kasımpaşa Shell'in hizasında takılıp sağa sola düdük çalan zabıta şapkalı albayı gördüğümüzde o memnun yüz ifadesi karşısında selâm durmalıyız mümkünse. Eh kötülük dolu değilsek bir teklik de bastırmalıyız avucuna…

Ahmet Faruk Yağcı - 21 Nisan 2011 (23:17)

diYorum

Ali Türkan neler yazdı?

Etiketler

Aile AKP Ali Türkan Amerika Araba Aydın Beslenme Bilim Cem Karaca Cehalet CHP Cinsellik Çevre Çizgi Roman Çocuk Demokrasi Deprem Derkenar Devlet Dil Din Distopya Edebiyat Eğitim Ekonomi Erkek Fanatizm Felsefe Feminizm Gençlik Günce Hayat Hayvanlar Hızlı Gazeteci Hoyratlık Hukuk İnternet İslâm Kadın Kapitalizm Kariyer Kedi Kemalizm Kemal Tahir Kent Kitap Kişilik Komplo Konut Kültür Kürtler Mavra Medya Mektup Militarizm Milliyetçilik Mizah Modernite Müzik Necdet Şen Nefret Nereye Nostalji Pano Pazarlama Polemik Portreler Psikoloji Reklam Safsata Sağlık Sanat Savaş Sevgi Seyahat Sinema Siyaset Sol Sosyoloji Spor Şiir Tarih Teknoloji Telefon Televizyon Terör Toplum Tutunamayanlar Ütopya Vicdan Yazmak Yalnızlık Yaşlılık Yergi Yoksulluk

Derkenar'da     Google'da  

90